Meghalaya’nın yaşayan köprüleri

Hindistan’ın kuzeydoğusunda, dünyanın en çok yağış alan yerlerinden biri olan Meghalaya eyaleti, insan ve doğa iş birliğinin en sıra dışı örneklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Bölgenin yerli halkı olan Khasiler, gür akarsuları aşmak için beton veya ahşap yerine yaşayan ağaçları kullanıyor. Ficus elastica (kauçuk ağacı) türünün güçlü ve esnek kökleri, bambu iskeletler üzerinde nehrin karşı kıyısına doğru yönlendirilerek yıllar içinde birbirine dolanıyor. Geleneksel yapıların aksine, bu köprüler zaman geçtikçe çürümüyor; aksine ağaç büyüdükçe daha da güçleniyor. Bir köprünün tam anlamıyla işlevsel hâle gelmesi 15-20 yılı bulurken, dayanıklılığı yüzyıllarca sürebiliyor. Bazı köprüler aynı anda 50 kişiyi taşıyabilecek kadar sağlam bir yapıya ulaşıyor. Yaşayan kök köprüler, modern mühendisliğe doğa dostu bir alternatif sunarken, aynı zamanda bölgenin hassas ekosistemini koruyan sürdürülebilir bir miras niteliği taşıyor.

Image

sağa kaydır >>>

Image

Elmanın doğduğu yer

Bugün market raflarında gördüğümüz çeşit çeşit elmanın kökeni, sanılanın aksine dünyanın dört bir yanına değil, tek bir noktaya dayanıyor: Kazakistan’ın Tian Shan Dağları. Modern elmanın atası olan Malus sieversii, binlerce yıldır bu bölgedeki sarp yamaçlarda yabanıl formda yetişmeye devam ediyor. 20. yüzyılın başlarında biyolog Nikolai Vavilov tarafından keşfedilen bu genetik hazine, Almatı (elma babası) şehrine adını verecek kadar bölgeyle özdeşleşmiş durumda. Genetik dizileme çalışmaları, bugün tükettiğimiz kültür elmalarının doğrudan bu yabanıl ormanlardan türediğini kanıtlıyor. Ancak bu biyolojik miras ciddi bir tehdit altında. Sovyet dönemindeki sanayileşme ve tarımsal genişleme nedeniyle yaban elma ormanlarının yaklaşık yüzde 80’i yok oldu. Bugün geriye kalan parçalı alanlar, Ile-Alatau Milli Parkı gibi koruma bölgelerinde hayatta kalmaya çalışıyor. Bal, meyve ve hatta meyan kökü aromasına sahip yaban elmalarını barındıran bu ormanlar, sadece birer ağaç topluluğu değil; küresel elma üretiminin gelecekteki hastalıklara karşı direncini sağlayacak en önemli genetik depo konumunda.

Image

sağa kaydır >>>

Image